Fotoğrafları okumaya hoş geldiniz.
redfotoğraf grubu olarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü dolayısıyla açtığımız “ Mücadelede Kadın “ sergimizin ismi bazı arkadaşlarca niye daha şiirsel yada gizemli olmadığı yolunda sorulara muhatap oldu. Doğrudur daha romantik ve gizemli bir başlıkta olabilirdi.
Mücadele kavramı enternasyol anlamda, hayatın her alanında mağdurun kendini ifade etmesinde izlediği yol ve yöntemdir. Kimi açıklamalarda; “Birbirlerine isteklerini kabul ettirmek için iki taraf arasında yapılan zorlu çalışma, savaş.” Veya “Herhangi bir amaca erişmek, bir kuvvete karşı koyabilmek için bir kişi veya topluluğun güçlü, sürekli çabası, savaşımı” olarak açıklanmaktadır.
Doğrudur Katıdır, keskindir, süreklidir.
İnsanoğlunun yerleşik hayata başlamasıyla yapılan işbölümünden kadının payına ezilmek ve sömürülmek düşmüştür. Üretim araçlarına hakim olanların kurduğu kapitalist sistem, kadını çift yönlü sömürülmeye götürmüştür. Hem ev hayatında, hem iş hayatında sürekli mağdur edilen taraf olmuştur kadın.
İnsanlık tarihi bakımından bakıldığında kadınların verdikleri mücadeleler 8 Mart’ı yaratmıştır. Ve 8 Mart sürüyor, mücadele büyüyor…
İşte bu nedenle sergimizin adı “Mücadelede kadın” olmuştur.
Kadın sorununu bir erkeğe karşı Kadın mücadelesi olarak görmeyip üretim ilişkilerinin dolayısı ile iş bölümünün hakkaniyete uygun bir düzenle sağlanabileceğini düşünüyoruz.
Sergimizi gezenler belgesel ağırlıklı fotoğraflar göreceklerdir. Mitingte, Evde, işte, grevde, sokakta kısaca hayatın olduğu her yerden … eksikler yok mu? Kuşkusuz ki var. Daha büyük organizasyonlarda bu eksiklerin de giderilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sergimizde kavramsal yada deneysel denen çalışmalara da yer verdik. Örneğin; Aysun Öner arkadaşımızın üç kareden oluşan fotoğraf çalışması. Kadının profesyonellik diye adlandırılan rekabetçi ezici dünyaya girdikçe nasıl değişebildiğini, Erkeklere aitmiş gibi görülen dünyanın içinde kan emici vampire dönüşüp vahşileştiğini anlatması. Ya da Racel Dink’in Hrant’ın katili için söylediği; “Bir bebekten katil yaratan karanlıklar sorgulanmalı” sözünü burada da kullanmak anlamsız kaçmaz herhalde. Ya da bu sözü şöyle de söylemek mümkün olabilir. “Bazı erkekleri böyle vahşi yapan karanlıklar sorgulanmalı.“ Bu anlamda kimi bu fotoğraflarda Margaret Thatcher’i, Condoleezza Rice’i veya Tansu Çiller gibi kadın olup etkili ve yetkili yerlere geldiklerinde sistemlerini kadın hassasiyetiyle(!) koruyan unsurlar olduklarını görebilirler.
Paşa İmrek’in fotoğrafları neden çarpıcı geliyor? Kadınların çocuklarıyla kurduğu dünya niye bizleri duygulandırırken bir o kadar da çelişkileri gösteriyor? Nerde erkekler acaba? Dağda? İlçede? Madende ? İnşaat işçiliğinde yada kahve de mi?
Adnan Tataroğlu’nun kadın portresinde o beş dakikalık soluk alıştaki nefesi hissetmek.
Mehmet Özer’in isyan eden kadın portresi iliklerimizi kuruturken, Gencecik yaşında bedenini ölüme yatıran, “ya daha güzel bir dünya için, ya da ölüm” diyen Canan, Zehra, Fatma ve diğerlerinin mücadelesi gözümüzün önünden geçmesi…
Polat Çağlayan’ın Sennur Sezer’in megafonla yaptığı konuşan fotoğrafı, Sanatçının/Aydının işçilerle olan birlektiliği yada olması gerekeni göstermesi. Tekel direnişinden sergiye taşıdığı fotoğraflar da kadınların dayanışmasını gösterirken, direnişin kadınlarla nasıl güçlendiğini görmemiz.
Gonca Sezer’in fotoğrafı, kendi içinde taşıdığı derinliklerde kim bilir neler yaşadı bu kadın? diye düşündürürken, yüzünü sakladığı banttaki ikonlarla yapılan göndermeyi birleştirdiğimizde her şeye rağmen yüzündeki tebessümle hayata bağlılığın ve ‘çalışan o’ olmanın yükünü çekmemiz.
Ve Erim Bayrı’nın bir gazetede yayınlanan fotoğrafın kendisinde yarattığı etkiyle yapıp sergiye kattığı metal fotoplaka kabartma çalışmada, bol rütbe ve madalyalı generalle sarıldığı ağlayan kadının verdiği çelişkiyi düşünürken, sokaklarımızdan geçen konvoylardan atılan “en büyük asker bizim asker naralarını, Kazılan her yerden çıkan insan kalıntılarının, hayvan otlatırken öldürülen Ceylan Önkol, Baba oğul kurşuna dizilerek öldürülen Uğur-Ahmet Kaymazlar ve niceleri” yıllardır yaşanan savaş ve nedenlerini bir ironi olarak buz gibi bir metal üstünde bizlere sunuyor.
Vede daha bir sürü fotoğraf ve ismini burada yazamadığım bir çok fotoğrafçı arkadaşım hayatı ve mücadeleyi bizlere sorgulatıyor.
Sizleri de fotoğrafları okumaya bekliyoruz…
2 mart 2011
Özcan Yaman
redfotoğraf







Yorum yapabilmek için Giriş Yapmalısınız?